AİlE OLmAk...

1/9/2008 · Kategori: Siradan Ama Samimi


Diyorum ya, biz pek aile olamadık...

Çocukluğumdan beri babam işi gereği  1 gün evdeydi  1 gün işte... Beraber olduğumuz gün sayısı çok fazla değildi  ya da bize  yetmedi... Evde olsa dahi zamanını uyuyarak ve dinlenerek geçiriyordu. Genelde heryere  annem, ablam ve ben gidiyorduk... Özel günler hariç pek biraraya gelemedik. Babamın gelmek istediği zamanlarda da ( akşam yemekleri) ben eve girmek istemiyordum çünkü arkadaşlarımın hepsi dışardaydı ve " benim eve gitmem gerekiyor " cümlesinden  çok sıkılmıştımKaş çatmış  O zamanlar da en deli dönemlerimdi daha doğrusu en asi... Sonrasında tabii kurallara uyuldu,  biraraya gelindi şimdi düşünüyorum da iyi ki de öyle oldu...

Ne garip herşeyi geç idrak ediyoruz ya da ben öyleyim okul günlerimi özlüyor keşke daha iyi bir üniversiteye girmek için çok daha fazla çalışsaydım diyorum,  keşke ailemle daha fazla zaman geçirseydim diyorum, keşke yabancı dil için ablamı dinleyip yurtdışına gitseydim diyorum, kısacası keşke diyorum....

İnsanın yaşı ilerledikçe daha doğrusu annelerimiz, babalarımız yaşlandıkça kaybetme korkusu daha bir fazla oluyor. Gerçi eskiden 50'li yaşlara "yaşlı" dediğimiz zamanlar çok geride kaldı şimdi "orta yaşlı " oluyorlar Gülümse Ama yine de bu kaybetme korkusu her geçen gün artıyor. Hele ki ailenden birini daha önce kaybetmişsen...

Eskiden 20'li yaşlarımda evlenmek için sabırsızlanıyordum neden bilmem aile olmak, çocuk sahibi olmak çok cazip geliyordu sonra yerini bekar olmak daha iyi fikri aldı sonra arkadaşlarım evlenmeye başladıkça ve 6 sene bir ilişki yaşayınca artık evlenmeliyim fikri yine öne geçtiGöz kırp Tabii aileminde, arkadaşlarım da hep dediği bir şey var" hayırlısıysa olsun" diyorlar. Anneme de sorsanız rahatın yerinde, yemeğin pişiyor, istediğin zaman girip çıkıyorsun karışanın yok daha ne istiyorsun diyor ama öyle değil işte...

 Artık "AİLe OLmAK " istiyorum evim , eşim , cocuğum ...

Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz!

mAiİLlerDEn Alıntı...

19/8/2008 · Kategori: Ortaya Karisik___

                                                               

Bu güzel mailler ve arkadaşlığınız için....SU 'ya ve HANDE' ye teşekkür ederim...

23/01/08

Bazen bir resim goruveriyorum bir orman evi bir koru ya da doga ile icice bir yer, ahh orda olsam diyorum, yaslandim galiba, dinginlik istiyor ruhum. En guzeli de ne biliyor musun? Kimseyi tanimadigin kimsenin de seni tanimadigi bir yer. Sanki Sebnem Ferah'in sarkisinda dedigi gibi hayati sifirlamak gibi bir sey bu..

24/01/08

Gelelim hayatimizin macina. Onemli olan ofsayta dusmeden sari kart gormeden gol atabilmek.. Hayatimdaki ofsaytlari, auta cikan toplari yedigim sari kartlari hatta oyundan atildigim anlari, kirmiziya donen kartlari saysam kac 90 dakika yetmez bana. Ama bunlar olmadan da macin keyfi cikmiyor, ya da guzel goller atilamiyor galiba...

24/01/08

Bakma sen burdada gunluk gazetelere baktigim zaman ayni oradaki gibi bir yigin olay oluyor sonucta heryer insanlarin oldugu bir orman gibi mutlaka kotu bir tohum cikiyor..O yada bu sekilde yurtdisinda olmanin keyiflerini bilip yurtdisini ozlemek tekrar gelebilmek sanirim en guzeli...

26/01/08

Uzun lafin kisasi dostum bazi anlar vardir ki ne yapsan da hafizan onlari silemez, bazi sozler vardir ki ne yapsan sagir olamazsin onlara, battikca batar icine bir yerlere, onemli olanin su oldugunu kesfettigin gun rahatlarsin bir parca, onlarla yasayabilmeyi ogrenmek ve oyle kabullenmek. Cok iyi biliyorum ki yine yeniden yasasak aynilarini yapardik sonucu degistiremezdik oyle kabullenmek gerekiyor belki de...

26/01/08

Mailini okuyunca birden aklima sey geldi kucuklugumuzle ilgili bizi inciten seylerin disinda hicbirsey hatirlamadigimiz... yANI ben anne kokusunu ne zaman farkina vardigimi hatirlamiyorum cunku bizde hava  da hep sis vardi...

04/02/08

Eski bir inanışa göre , insanlar dünyaya eşleri ile birlikte geliyorlarmış ve sonra 2'ye ayrılıyorlarmış, bizim bütün hayatımız doğuşta bizden ayrılan diğer yarımızı bulmakla geçiyormuş, hep bunun içinmiş tüm çabalar. Ve sonunda bulduğunda eğer senin için doğru kişi olduğunu kalpten hissediyorsan diğer yarını bulmuş sayılıyorsun.  Bir elmanın 2 yarısı misali...

25/01/08

Evet sen gittiginden beri zaman bi sekilde geçiyor ama bu gecen süre bana seninle ne kadar guzel bir dostlugumuz oldugunu ve uzaklık ne olursa olsun hep bi sekilde yanyana oldugumuzu ve asla kopamıyacagımızı gosterdi...

25/01/08

Benim kardesim falan olmadı ama Allah'a sukur ki,  senin gibi aynı kalbe sahip oldugum bir dost verdi bana ve bu bana yetiyor...

27/01/08

Bak saçımmmm...
Yahel...
Tribeca...
Voyage...
İstanbul Boğazı & New York...
İntizar...
Amsterdam...
Gerçek Dostluk...
Salak & Avanak...
Catamaran...
Erol Atar...
Kahve...

15/03/08

Zamanla insanların yüzleri, mimikleri, saç renkleri, konuşma tarzları değişiyor da, nedense içlerinde hissettikleri o masum duygular ya da çocukça korkuları değişmiyor. İçimizdekini sadece biz bilebiliriz, işte içindekine dokunduğunda başlıyıveriyor herşey, bil ki içine dokunan biri ancak seninle evlenmeyi hakedebiliyordur. Sait Faik boşuna dememiş "Bir insanı sevmekle başlar herşey" diye...

19/08/08

Bizim dostluğumuz bazen bir gözyaşı olup aktı gözlerimizden, bazen tatlı bir gülümse oldu yürekten ama hiçbir zaman ayrı olmadı duygular...

03/04/08

Bu mailde o kadar cok "o baska" dedim ki mailin konusu bu yuzde bu oldu, her dusuncenin bir de karsit dusuncesi var ya, o baska!!!

10/05/08

Ben sunu ogrendim ki asla yasadigin seylerden pisman olmayacaksin..Bana ders cikabilecek o kadar sey yasandi ki..Asla iyi olmamayi bencil olmayi bileceksin iliskinde sen onu degil o seni dusunecek..Kimse seni iyi oldugun icin takdir etmiyo cunku..bunu mu bekledim evet tabikide emek verdigim seylerde takdirde gormek istedim...

31/01/08

Seni o kadar iyi buldum ki, neşen, gözlerine yansımış olan enerji o kadar belli ki.. Bir de ayrılık olmasa değil mi? Beni duygulandıran çok fazla şey oluyor günlük hayatta çok belli etmesem de ama gözyaşlarıma sebep olan çok az şey oluyor. Sen anlatıp ağlamaya başladığında gözlerimde minik de olsa damlacıklar oluşuverdi, bilirim ayrılıkları galiba...




Kalıcı Bağlantı Yorum (2) Yorum yaz!

lİmoN...

19/8/2008 · Kategori: arkadaslik___



"Limon" kelimesi herkes için tek birşeyi ifade ederken benim için  çok şey ifade ediyor. Arkadaşlık, dostluk, kardeşlik, anlayış, gülümseme, güzel burun, sarı ...

Bundan  3 sene önce işe  başladığım ilk gün tanıdık birbirimizi... Hani ben kendimi bilirim, hemen herkesle çokçabuk kaynaşıp arkadaş olabilen bir tipim karşımdaki ne kadar zor olsa da... Ama gel gör ki ben sende diğer yarımı buldum sanki, seninle aynı yapı da olmamız ve hatta adımızın aynı olması bence tesadüf değildi... Yıllarca birsürü arkadaşım oldu dostum diyebileceğim de,  ama senin gibisi olmadı gerçekten. Kolay samimi olabildiğim için sanırım kolay da bitebiliyordu arkadaşlıklarım genelde de  hep kazık yiyen saf salak olan taraf bendim Utanmis Sanırım o yüzden iyi anlaştıkGöz kırp

Seni tanıdıktan sonra samimi olmamız çok vakit almadı hatta ilk gün birbirimize tüm hayatımızı anlatmıştık, sen hep dersin ya ilk görüşte diye aşk değil ama arkadaşlık işte bizimkisi... Sonra sen evlendin. O zamanlar keşke bende evlensem diye ya da yanlız kalıcam diye içime bir korku girmişti,  çünkü bütün arkadaşlarım evliydi ve  ister istemez onların artık başka bir hayatları vardı gerçek hayatları... Ama hiç korktuğum gibi olmadı sen beni hiç yanlız bırakmadın ne zaman üzülsem, canım sıkkın olsa sen hep yanımdaydın aramama gerek kalmaksızın... Hep bir Polyanna yanın var ya müthiş bir şey, insan kendini senin yanında hep önemli ve mutlu hissediyor.  Umarım senin şanslı olduğun kadar bende şanslı olurum...

İkinizi de çok seviyorum...

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

BAbAM iÇİn...

18/8/2008 · Kategori: Siradan Ama Samimi


Senin için ne yazmam gerektiğini çok düşünüyorum... Ne yazsam kelimeler hissettiklerimin yanında çok hafif kalacak. Çok uzun zaman oldu ayrılalı...

Nerden başlamalıyım seni anlatmaya... Çocukken  çok beraber olamadık gerçi büyüyüncede değişen birşey olmadı sen  para kazanmalı bize bakmalıydın ve işinden dolayı da 2 günde bir bazen  hergün yola gitmek durumundaydın. Sadece seni eve geldiğin an ve gittiğin an görebiliyorduk yada yola gitmediğin zamanlarda... Keşke beraber olmak için daha fazla zamanımız olsaydı. Gerçi ben ablamlara nazaran  seninle en çok vakit geçiren, paylaşımı en çok olandım. Zaten heryönüyle sana en çok benzeyen de...

Çocukken ilkokulda baban annen ne iş yapıyor dedikleri zaman  öğretmenlerimiz, şoför demeye çekinir serbest meslek sahibi derdim...Oysa şimdi seninle ne kadar gurur duyduğumu söylesem...Yılın şoförü olman, İst-Ank arasını 3,5 saatte gelen süper adam olman, yolcularınla arkadaş gibi olabilmen, hasta olmana rağmen hala yola gitmek istemen ve bunun gibi birsürü güzel  şey...

Hayatında hiç sigara içmemiş biri olarak (tabii yıllarca otobüslerde serbest olduğunu düşünürsek ) bir gün Akciğer Kanserine yakalanacağını kim bilebilirdi ki...Ben hep yola gittiğin ve döneceğin zamanlardan korkardım..Hastalığın öksürmenle start verdi ve sen inatla doktora birsüre gitmedin hastaneleri hiç sevmiyodun çünkü...geçer diye biraz bekledik ama sonrasında  gitmeye ikna oldun birsürü doktor gezdik,  herkafadan bir ses çıkıyordu. Sanırım birkaç ay teşhis konulamadı ki, bu tür hastalıkların en önemli tarafı erken teşhisdi, ve sonra akciğer kanseri olduğun (ki o zamanlarda kanser kelimesini bile söyleyemezdik ) ciğerlerinin su dolduğu ve haftada bir o suyu aldırmamız gerektiği, bunun yanında kemoterapi görmen gerektiğiydi...ve öyle de yaptık... sen o dönemde bile o kadar güçlüydün ki...Hala yola gitmeye devam ediyordun ama bir süre sonra artık nefes alamamaya başladın ve  tüplerle yaşam başladı...İnan bizim  için de o kadar zor günlerdi ki sana bakmak değil,  seni öyle görmek... Hastanede geçirdiğimiz 1 ay boyunca biz hergün arabanın içinde sabahlar, senin sabaha daha iyi olman için dualar ederdik...

Ve bir gün,  o kadar günden sonra annem artık babamı yukarı odaya çıkartacağını ve bize de eve gidip dinlenmemizi sabah gelmemizi söylemişti öyle de yaptık... Sabah telefon çaldığı an birşey olduğunu anlamıştık babamı kaybetmiştik...

Aradan 10 sene geçti ama bütün bu yaşadıklarım hala dün gibi... Dün gibi seni özlüyor ve seviyorum BABA...

NUR İÇİNDE YAT...

ve ANNEM herşey için teşekkür ederim,bu kadar şeyi göğüsleyip hala ayakta durabildiğin için...

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

eRKEkLER...

8/8/2008 · Kategori: Siradan Ama Samimi

Bu konuda biraz değil fazlasıyla yara almış biri olarak "erkekler" hakkında yazmak istedim.
32 yaşındayım ve son 7 senemi düşününce büyük hayal kırıklığına uğradığımı ya da beklentilerimin çok olduğunu düşünüyorum...

2000 yılında bir kız arkadaşımla beraber, arabasında birtakım sorunlar olduğu için sanayiye gitmiş, işlerimizi halletmiş şehre doğru gidiyorduk. O sırada ışıklarda bir araba durdu bizde arkadaşımla gülme krizine girmiştik. (konuyu hatırlamasam da şu an) Bende o sırada yanımdaki arabaya baktım gayri ihtiyari çocuklarda bize...Takip başladı o andan itibaren... Bahçelievler trafiğinde yakalandık. İkimizde durduk arabalardan indik tanıştık Mahçup bu hayatımda hiç yapmayacağım yapan arkadaşlarımı da kınadığım bir davranış olmasına rağmen büyük konuşmamak gerekirmiş diye düşünüyorum...Onlarda basketbol oynamış evlerine gidiyorlarmış. Yani ikimizinde niyeti piyasa değil...

Neyse çocuklar gayet eli yüzü düzgün ve şirinlerdi. Görüşüp görüşemeyeceğimizi, telefonlarımızı verip veremeyeceğimizi sordular. Bu arada çocuklardan birinin gülüşü beni çok etkiledi bende sürekli gülümser gezen biri olarak... Mimikleri filan çok sempatik geldi. Biz görüşebileceğimizi söyleyerek birbirimize telefonlarımızı vererek dağıldık. Ne garip ki kız arkadaşım da diğer çocuğu beğenmişti. Gerçi onlar sadece 5-6 kere görüşmüşlerdir sonrasında... Beni ertesi gün Ufuk aradı. Açıkcası ilk görüşte aşk diyemem çünkü bayağı bir zaman aradı telefonlara çıkmadım, görüşmedim. Sonrasında kız arkadaşım "çık ne olacak sıkılırsan eve dönersin bir daha da görüşmezsin "demişti. Ve öylede yaptım çıktım çıkış o çıkış 6 sene...

Bu 6 seneye neler sığdırmadık ki, ben çalışırken o okulunu bitirmeye çalışıyordu. Okulu da Eskişehir'de olduğu için hem üşendiğinden  hem de ben burada  olduğum için gitmiyordu... Onunla gelebileceğimi, özel ders alarak  mezun olabileceğini kafasına soktuktan 2 yıl sonra mezun oldu. Daha sonra askerlik 5 ay... Bu arada Ufuk sinirli bir çocuktu askerliğin bunu biraz törpüleyeceğini düşündüm ama... Askerlik bitti gelir gelmez istediği yerde işe girdi. Biz artık eskisi kadar görüşemiyorduk. O  yeni bir çevreye girmiş oraya adapte olmaya çalışıyordu. Sanırım biraz fazla oldu. Sonrasında aldatma sonrasında af dileme sonrasında affetme... Annem " eğer effedersen tekrarı olur iyi düşün " demişti ama ben çekip gidemedim. Artık hiçbirşey eskisi gibi değildi ama nedense ne o beni bırakabiliyordu ne de ben onu. Alışkanlık denilen şey bu olsa gerek.  Artık birbirimizle görüşmek istemiyor konuşacak konu dahi bulamıyorduk. Ama birbirimize bunu itiraf da edemiyorduk.

6.senemize girdiğimiz günlerden birinde  yemek için buluştuğumuz da onun sıkıntılı olduğunu anlayıp ne yapmak istediğini ayrılmak istiyorsa bunu söylemesini benim de artık yorulduğumdan bahsettim o da beni  sevdiğinden ama üzmek istemediğinden ve henüz yaşayacaklarının olmasından dolayı ayrılmamız gerektiğini söylemişti... Orada gözyaşları sel olmuştu ve bana    " sen benim annem oldun artık sevgilim değil " demişti o kadar doğru bir cümleydi ki...İyisiyle kötüsüyle 6 sene bitmişti... Bizde...

Ne mi öğrendim, Hayatta herkesin ayrı bir misyonu olduğunu, fazlasını üstlenmenin  aptallık olduğunu...

Kalıcı Bağlantı Yorum (3) Yorum yaz!

wHıLe YoU WeRe In LoNdON..

8/8/2008 · Kategori: Siradan Ama Samimi


 

 

   Adı üstünde " LoNDRA"yken... Belki de hayatımın en önemli seyahatiydi.. Yanlış anlaşılmasın burda üzerinde durulması gereken Londra'dan çok,  uzun zamandır görmediğim (aslında uzun dediğime bakmayın 1 sene) benim için herşey anlamına gelen ablamı görmeye gitmekti.. Nitekim gittim 10 günlüğüne.. Uçaktan iner inmez ablamı gördüğüm andan itibaren biz artık birer sevgi böcüğüydük  

 

Gitmeden önce arkadaşlarım Londra'nın sürekli yağışlı olduğunu  hatta havasının insanı buhrana soktuğunu söylemişlerdi.. Benimde ihtiyacım olan son şeydi buhrana gimek.. Çünkü  biraz işlerden bunalmış, biraz bekarlıktan sıkılmış, biraz da kendimi dinlemek istememden dolayı  ablamın yanına atmıştım kendimi.. Çok da iyi geldi.. Ablam hergün için plan yapmıştı bana heryeri gezdirmek istiyordu.. Gerçekten de öyle oldu.. tabii ayaklarımın ağrısını gözardı etmemek gerek.. Sabah 8 akşam 7 mesai yapar gibi yürüyüş yaptık.. Şansıma hava da ılık ve güneşliydi..Havali


Geçirdiğim 10 günlük süre zarfında birsürü şey düşündüm.. Herşeyden önce ablamın 35 yaşında olduğunu, evli olduğunu, burda master yapmasına rağmen yutdışında tekrar master yapma şansını elde edip oraya gitmesini, böyle bir deneyim yaşamak istemesini çok takdir ettim.. Düşünüyorum da yıllar önce ablam beni de dil kursuna yollamak için bayağı bir çabalamıştı ama ben o zamanlarda  erkek arkadaşımı bırakamayacağımı söyleyip reddetmiştim şimdi düşünüyorum da ne kadar salakmışım.. Şimdi böyle bir fırsatım olsa ne yaparım diye düşünüyorum..Bu sefer neden asla bir erkek olmaz ama yaştan dolayı cesaretsizlik, korku, bağlılık (aile-arkadaş) onun yerini alır.. Ama gerçekten istediğimde bunların beni tutamayacağını da biliyorum aslında..

Bunun yanısıra ordayken, bu kadar değişik ülkeden insanın nasıl böyle saygı çerçevesinde yaşadığına, bu kadar temiz bir toplum olduğuna, yeşilliğin, ağacın, böceğin bu kadar bol olduğuna, yerin 5 kat altındaki metroda (tam filmlerdeki gibi birsürü berduş) kimsenin baktığına, asıldığına, sataştığına şahit olmadım.. Ve gerçekten burda giymeye cesaret edemediğimiz herşeyin orda giyildiğine... İnsanlar bikinilerini giyip parklarda güneşleniyor... Doymuş,  okumuş insanın, gelişmiş ülkenin   hali bir başka oluyor... Orda hiç tecavüz, hırsızlık olmuyor mu tabii ki de oluyor ama bizim insanlarımız kadar aç, doyumsuz ve sapkın değiller bence... Orda ki kimsesizler bile en iyi semtlerde, en iyi şartlarda yaşıyor ve bakılıyor... Yani insan ayırt etmeksizin herkezin eşit olduğunu, önem verildiğini ve insan gibi yaşadığını  görebiliyorsunuz...

Umarım herkezin böyle kısa sürelide  olsa bir tecrübesi olur...

P.S: Bu arada boş vakitlerimde ablamın bahçesindeki sincap'ı beslediğimi de hatırlatmalıyım..


 

 

 

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!

Tehlikelidir Mutsuzluk...

5/5/2008 · Kategori: Alinti Tadinda___

 Tehlikelidir mutsuzluk.

İnsanı şaşırtır.

Telaşlandırır.

Öç duygusuna sürükler.

Yalnızlık korkularıyla yakar.

Geçmişin hatıralarıyla hırpalar.

Yabancılara muhtaç eder.

Ve, birçok insan mutlu olduğunu bilmediğinden mutsuzluğa düşer.

Bir kere mutsuzluk nehrine düştün mü de çıkması zordur.

Bilirim o suları, oralarda yıkandım.

O sularda ıslananları onun için hemen tanırım.

Her mutsuzla karşılaştığımda aynı sözleri söylemek isterim.

"Sakin ol, sükunet kurtaracak seni."

Her seferinde de sakin olamayacağını bilirim.

Mutsuzluk telaşlandırır çünkü insanı.

Telaşıyla tehlikelidir zaten, elindeki o küçük ümidi de kaybetmemek için çırpınmasıyla tehlikelidir mutsuzluk.

Pişmanlıklarımızı telaş yaratır çünkü, telaşımızla utanılacak hareketler yaparız, bazen önümüzde kaderin açtığı geniş yollarda mutsuzken tökezlememiz telaşımızdandır.

Gördüğümüz her insana, boğulmakta olan bir insanın kurtulma hırsıyla sarılır ve onları korkuturuz, biz onları kendimize doğru çekmeye uğraştıkça onlar bizim korkularımızı çoğaltarak kaçarlar.

Yalnızlıktan korktukları için yalnızlaşır mutsuzlar.

Ve yalnızlaştıkça yalnızlıktan daha çok korkarlar.

Mutluluk topraklarına açılan o "sükunet kapısından" geçmeyi bir türlü beceremezler.

Sonra bir gün, o küçücük ümitlerini de kaybedip artık yokluğa yaklaştıklarını sandıklarında aniden o sükunet kapısı açılıverir önlerinde.

Ümitleri yoktur artık ama mutluluk şansı onlara sezdirmeden belirivermiştir.

Ümitsizce dururken bulurlar mutluluğu.

Kimse sonsuza dek o mutsuzluk nehrinde sürüklenmez çünkü...

Bir gün herkes kurtulur..

 AHMET ALTAN..
                                

Kalıcı Bağlantı Yorum (1) Yorum yaz!